BİR BAŞKADIR DİZİ ANALİZİ

Bir Başkadır’a bir de böyle bakalım….

Çıktığı ilk günden beri çok konuşulan, bir kesim tarafından eleştirilen ama çoğunluk tarafından ilgiyle izlenen diziyi anlatacağız bugün: Bir Başkadır…Dizinin yavaş geçişleri, nostaljik efektleri ve şarkıları, karakterlerin çok içimizdenmiş gibi diyalogları hepimizi çok etkiledi. Eminim ki izlerken günümüz yaşantımıza sizlerde benzettiniz. Dizinin her bir detayı aslında çok konuşUlacak ve tartışılacak cevherler veriyor bize. Bize bizi anlatırken sorgulatıyor ve toplumun her kesiminin günahını sevabını gözlerimizin önüne seriyor.

Dizinin en iyi yanı ise bunları yaparken birini yüceltip birini aşağılamıyor. Taraf tutmuyor ama ayna tutuyor…

Farklı dünya görüşlerine sahip ve toplumun farklı kesimlerini oluşturan insanların hayatlarının kesişmesiyle dizi başlıyor. Ve bize yalnızlığı, iletişimsizliği, çarpık düzeni, sevgisizliği, önyargıyı ve tüm bu farklılıkların içinde aslında ne kadar da aynı olduğumuzu anlatıyor. Çoğu karakterin mutsuz olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü herkes bir şeyleri sorguluyor ve bu sorgulama onları bilmedikleri gerçeklerle yüzleştirmek zorunda bırakıyor.

”Ön Yargı”

İnsana bir sinek gibi yapışır önyargı. İnsan ayırt etmez. Bunun en önemli örneğini de dizide Doktor Peri bize gösteriyor. Peri, hayatı boyunca ailesinin onayını almaya , onlara yakışır bir evlat olmaya çalışan bir karakter. Annesi gibi davranan hatta annesi gibi görünen ve zamanla annesi gibi düşünen bir insana dönüşüyor. Kapalı yani türbanlı kadınlara karşı beslediği nefrette annesinden miras…

İlk bölümlerde Meryem’e karşı egoist ve üstten baksa da Meryem onda bir farkındalık yaratıyor. Meryem’i beğenmezken annesi gibi olduğunun farkına varıyor ve öfkesi annesine yöneliyor. Gerçek hayatta da bu böyledir. Annelerimiz babalarımız bizler için plan yapar, tutumlarımızı belirler, doğruyu yanlışı bize onlar öğretir. Bizler de bize sunulan bu tutumları çoğu zaman sorgusuz bir şekilde kabul ederiz. Çünkü ailemizin yanlış düşünebileceğini asla düşünmeyiz. Sonra ise yaşadığımız bir farkındalıkta bize bu tutumları öğreteni suçlamaya başlarız. Ancak bazı tutumlar vardır ki salt yanlışı oluşturur. Bu da dizide çok güzel işlenen ön yargıdır. Annesinin yanlış tutumunu bugünlerine kadar getiren Peri’nin ön yargılarını geçte olsa kırması hepimizi sevindirmiştir diye düşünüyorum.

”Sevgi ya da Sevgisizlik”

Duygunun her türlüsüne yer veren dizide duygular başka ama dile dökülenler hep başka oluyor. Herkes bir şeyler düşünüyor. Kimi öfkeleniyor kimi nefret ediyor kimi de çok seviyor ama karşı tarafa hiç aktarılamıyor. Aktarılamayan her duygu bir zincir gibi başkasını etkiliyor. Bunun en güzel örneğini de Ruhiye bize gösteriyor. Yaşadığı travma ve istismarla ağır bir depresyon yaşayan Ruhiye’nin bir gün gülüp neşeli olunca hiç konuşmayan oğlunun konuşmaya başlaması, hayatlarımızın birbirini ne kadar derinden etkileyebileceğini gösteriyor bize…

”Herkesin savunması”

Yaşantılar, herkesi farklı derecede etkiler. Dizide de her bir karakterin olaylara bakışı ve kullandığı savunma mekanizmaları farklı . Meryem, tüm isteklerini bastırmış, kendini yok saymış bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Etrafında onu dinleyen ya da anlayan kimse yok. Evlilik ile ilgili konular açıldığı zamanlarda da savunma olarak bayılıyor. Ağabeyi Yasin ise sürekli etrafa öfke saçan sorularına cevap alamadığında bağıran ancak dizide duygularını en açık şekilde aktaran sevgisini ya da kızgınlığını karşıdakine anlatabilen ve hissettirebilen bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Herkesin içinde kıyametler koparken dışarıya hiçbir şey belli etmezken Yasin’in bu aktarımı aslında bizim için çok değerli hale geliyor.

Diğer bir karakter ise Sinan. Sinan dizi boyunca birkaç replik etrafında dönüp dolaşan ve hayatını da bu cümlelere sığdıran, kendini değersiz ve yalnız hisseden ama bunu cinsellikle kapatmaya çalışan bir karakter. Obsesyonları ve anal dönem sorunlarıyla karşımıza çıkıyor. Annesinin onu değersizleştirdiği gibi konuştuğu kadınlarda onu değersiz gören kadınlar oluyor. Annesinin ona tuttuğu aynayı kadınların da ona tutmasını istiyor ve babası gibi diğer erkekleri hep rakip olarak görüyor. Çünkü onların varlığından dolayı değersizleştirildiğini düşünüyor.

”Yüzleşme”

Tabi ki dizinin bizi en çok rahatlatan kısmı burası. Çünkü herkes bir şekilde birileriyle ya da kendiyle yüzleşmeye başlıyor. Bizi en çok hasta eden şey içimizde biriktirdiğimiz yaşantılardır. Komik bir anımızı herkese kolaylıkla anlatabilirken acı veren bir durumu anlatmak her zaman zor olur ve anlatmamayı tercih ederiz. Bir süreden sonra içimizde biriktireceğimiz alan kalmadığında ise dışavurumunu çok ağır bedellerle öderiz. Kendimizi cezalandırmayı marifet olarak görür ama ödüllendirmeyi hep erteleriz. Çoğu zaman ise yaşarken yaşadığımızın farkında olmadan yaşarız. Bu da bize mutsuzluğu, yalnızlığı, depresyonu ve iletişimsizliği getirir.

Dizide hocanın da anlattığı gerçek çiçek gibi, en nihayetinde insan da bir çiçek gibidir. Sularsan açar, koparırsan solar. O çiçeği sulamakta koparmakta senin elindedir…

No comments yet.

Leave a comment

Your email address will not be published.

Call Now Button
WhatsApp chat