Genel

Self-care-Özbakım

Stres ve olası travmaların etkisinden korunmak için öncelikle “ben” yani özümüze iyi bakmalıyız yarın için bugünümüzü sağlamlaştırmak ve güçlendirmemiz gerekiyor. Judith Herman: “Bir ilişkinin açtığı yarayı ancak başka bir ilişki onarır.” Aile desteği, toplumsal destek ve sosyal yaşam bir kalkan gibi işlev görür, olay sonrası etkilenme düzeyini azaltır. Özbakımı Travma mağduru açısından değerlendirmek gerekirse, örneğin depremde evi yıkılmış bir kişinin öncelikli olarak ihtiyacı olan şey terapi değil temel ihtiyaçlardan olan yeme-içme, hava şartlarına uygun giyinmesini, barınmasını sağlamaktır. Bu dönemde kişinin doğal tepkilerine

Ebeveynlere Yönelik Yenidoğan Ve Çocukta Uyku

Halk arasında “Çocuklar uykuda büyür.” “Uyusun da büyüsün” gibi deyişler vardır. Büyüme hormonu uykuda salgılandığından çocukların büyüme ve gelişmesinde düzenli ve yeterli uykunun önemi büyüktür. Gün içinde sürekli hareket halinde olan çocuklar dinlenemediği zaman dikkat eksikliği, huzursuzluk ve aşırı hareketlilik ve sosyal gelişme geriliği göstermektedirler. Yeterli miktarda gece uykusu uyumayan çocuklar için fiziksel ve zihinsel gelişme geriliği kaçınılmazdır. Bu yüzden çocukların gündüz ve geceleri yeterince uyumaları ve dinlenmeleri sağlanmalıdır. Çocukların büyüme ve gelişme sürecinde yeni beceriler kazanması, bağımsız biçimde kendi

Travma Sonrası Büyüme

Travmatik bir yaşantının sonrasında temel varsayımlarda ortaya çıkan değişim, travmaya maruz kalan kişide, travma sonrası stres tepkileri ve travmatik olaya bağlı bazı bozuklukların yanı sıra, travma sonrası büyüme kavramıyla ifade edilen bazı gelişmeleri de beraberinde getirebilir. Travma sonrası büyüme kavramı, ciddi bir mücadeleyi gerektiren bir durumun ardından ortaya çıkan olumlu psikolojik değişimi ifade etmek için kullanılmaktadır (Calhoun ve Tedeschi, 1999, Akt., Yılmaz, 2006:35). Travmatik bir olayın ardından stres tepkileri, olumsuz yaşantılar, psikolojik rahatsızlıklar meydana gelebileceği gibi travma sonrası büyüme (posttraumatic growth)

Philadelphia

Filmin Özeti: 1993 yılı Amerikan yapımı olan Philadelphia filmi işinde başarılı ve eşcinsel olan Andrew Beckett (Tom Hanks)’in semptomlarının gözle görülür hale gelmesiyle şirket yöneticilerinin AIDS’li olduğunu fark edip önyargılarından dolayı, sorumlu olduğu dava dosyasını bilgisayarından silerek sorumsuzlukla suçladıkları Andrew`in işinden kovulması, Andrew`in şirket aleyhine dava açmaya karar vermesinin ve dava sürecinin hastalığıyla paralel ilerlemesini, şirkette çalışan iş arkadaşlarının AIDS ve eşcinselliğe yönelik tutumlarının açıkça gösterildiği sahnelerle devam eder. Basının ilgisini de çeken dava ilk olma niteliğinden dolayı emsal olacağından dikkatle

Saç Sağlığı ve Psikoloji

En önemli aksesuarımız olan saçlarımızın dökülmesi psikolojimizi etkilediği gibi saç kayıplarının nedenleri de psikolojik olabilmektedir. Saç dökülmesinin her birey üzerinde farklı etkileri olmaktadır. Özellikle saç kayıplarının yaşattığı duygusal etkiler zorlayıcı olabilmektedir. Kişinin kaygı düzeyinin yüksek olması kişinin bedensel fonksiyonlarına yansır. Özellikle anksiyete (kaygı) bozukluklarında kalp çarpıntısı, mide bulantısı, nefes almakta güçlük, huzursuzluk gibi etkileri olmakla beraber uzun süreli kaygı bozukluklarında saç dökülmesine sebebiyet vermektedir. Aynı durum depresyon hastaları içinde geçerlidir. Depresyon hastalarında mutsuzluk, isteksizlik, öz bakımda azalmalar kişide saç kayıplarına

Makyaj Yapmanın Psikolojik Etkileri

Güzellik, tarih boyunca popüler olan bir konu. Ancak son dönem sosyal medya araçlarının etkisiyle bu konu çok gelişti. Herkes kendi güzellik rutininden bahsediyor, onu geliştirmeye çalışıyor. Bu ortamda makyaj ve kişisel bakıma düşkün olan insanlar hakkında olumsuz yargılar söz konusu olabiliyor. Oysa bilimsel araştırmalara göre aslında durum tam tersi. Depresyon ve kaygı bozukluklarında; makyaj yapmak, kişisel bakım ve cilt bakımı yapmak beynimize olumlu mesajlar vererek depresyon ve kaygı bozuklukları üzerinde önemli bir rol oynuyor. Kaygı ve depresyon ile savaşan bir bireyin

Cinsel İşlev Bozuklukları Ve Tedavisi

Doyumlu bir cinsel yaşam sağlıklı bir yaşamın temel yapı taşlarından birisidir. Bireyin özellikle ruhsal sağlıklılık durumu cinsel yaşamının nasıl olduğu ile yakın ilişkilidir. Cinsel yaşamdaki aksaklıklar hem direk etki ile yaşamın önemli bir alanında tatminsizliğe yol açar hem de çeşitli ruhsal hastalıklara zemin hazırlar. Cinsellik çok boyutlu bir kavramdır ve cinsel döngü birkaç aşamalardan oluşur. Bu aşamalardan birinde ya da birden fazlasında olabilen bozulmalar cinsel sorun ya da cinsel işlev bozukluğu olarak karşımız çıkmaktadır. İnsan davranışı ve cinselliği bedensel, psikolojik, sosyal

İlişkim ve ben

Evlisiniz ve arkanıza bakıp nasıl bir evliliğinizin olduğunu düşünün. İşinizi kolaylaştırıp size şöyle bir soru soralım; eşinizle ne kadar uyumlusunuz? Evlilikte uyum olmazsa sizin, eşinizin hatta çocuklarınızın psikolojik ve fizyolojik sağlıkları olumsuz yönde etkilenebilir. Evlilikteki uyum beraberinde mutluluğu ve evlilik doyumunu da getirir. Evlilik ilişkisini yaşarken, evlilik uyumu, evlilik doyumu, evliliğe ait uyumu artıran bir faktör olmadığı sürece mutlu bir insan olabilmekten bahsetmek oldukça zordur. Evlilik uyumu ve evlilik doyumu benzer kavramlardır ve bu iki kavram sürekli birbirini destekler. Yani

Depresyonun mevsimi var mıdır?

Depresyon; arkadaşlarımız, yakınlarımız, çevremizdekiler çoğu kişiden duymuşuzdur bu kelimeyi “Depresyondayım.’’ Peki nedir bu depresyon? Aslında depresyon, temel belirtileri; isteksizlik, hayattan zevk alamamak, içinden hiçbir şey gelmemek olan bir hastalık halidir. Depresyon; düşüncelerimizi, duygularımızı, vücudumuzu etkileyen bir hastalıktır. Yani yemek yememizi, uykularımızı, sağlıklı düşünce üretmemizi etkileyen bir hastalıktır. Depresyonda olan bir kişi; ailesinden, arkadaşlarından uzaklaşır, etkinliklere sosyal ortamlara girmekten kaçınır. Depresif olan kişiler her şeye ümitsiz bakar, hayatında olan olumsuzluklardan hep kendini suçlar ve kimsenin ona yardım edebileceğine inanmama eğilimindedir. Peki neden

Biz Anksiyeteyi (Kaygıyı) Kontrol Altına Alalım

Anksiyete kaygı demektir. Anksiyeteyi yaşamında hissetmeyen kimse yok gibidir. Bizim bu bölümde ele alacağımız anksiyete, bozukluk niteliğinde olan, yani yaşamın büyük bölümünde, hemen her gün ya da belirli etkinliklere katılma sırasında ortaya çıkan anksiyetedir. Her anksiyete bozukluk sayılamaz. Normal olarak öğrencilerin sınav öncesi, hatta sırasındaki durumları birçok anksiyete öğesini taşır. Askerlikte silahlı nöbet sırasında da anksiyete kişiye eşlik eder. Bunlar normaldir. Ancak kişi, korku ve panik duygusunu beklenen olay geçtikten sonra bile yaşam kalitesini bozacak düzeyde hissediyorsa kişide bir anksiyete

WhatsApp chat